
İlk etapta belirtilerinin aşırı kahve tüketimi ve uzun süren çalışma temposundan kaynaklandığını sandı. Fakat doktorun yaptığı mühim uyarılar, gerçek durumun bambaşka olduğunu gösterdi. Tomografi neticesinde, beyninde önemli bir kanama tespit edildi. Doktorlar, felç geçirdiğini ve bu durumu önemsememesi halinde daha büyük sağlık sorunlarıyla yüzleşebileceğini söylediler.

Profesyonel kariyeri daima en önemli önceliği olmuştu. Başarılı bir kriz yönetimi ve halkla ilişkiler şirketinde çalışırken, kurumun lider yardımcısı pozisyonuna yükseldi ve tüm vaktini işine adadı. Salgın döneminde evden çalışmaya başladığında çalışma hızını azaltmakta zorlandı, aksine daha da arttırdı. Güne kahveyle başlayıp, gece geç saatlere kadar çalışarak enerji topluyordu. Ancak bu yoğun tempo, yaşamını tehlikeye atan bir felçle sonuçlandı.

İşine duyduğu tutku, zamanla bitkinliğe dönüştü. Pek çok kadın gibi, vücudunun verdiği sinyalleri dikkate almadı. Artan kaygı, sürekli yorgunluk hissi ve baş ağrıları bu uyarıların başlangıcıydı. Sonunda, sabah uyandığında şiddetli baş ağrısı ve görme problemleri yaşamaya başladı. Birkaç gün bu durumu ihmal etti, fakat sonunda acil servise başvurmak zorunda kaldı. Kan basıncı 175/90 gibi tehlikeli bir seviyeye ulaşmıştı.

Göz doktoru, detaylı bir inceleme yaparak felcin etkilerini fark edince derhal acil servise gitmesi gerektiğini söyledi. Yapılan bazı testler sonucunda, beyin kanaması ve yüksek tansiyon krizi riski belirlendi. Yoğun bakımda geçirdiği bir hafta, ona hayatın kıymetini tekrar hatırlattı. Bu olay, bir uyanış oldu, ancak doktorların tavsiyelerine rağmen, alışkanlıklarını değiştirmekte güçlük çekti.
Hastanede kaldığı süreçten sonra, yaşam biçimini değiştirmeye karar verdi. Artık günde sadece bir fincan kahve içiyor, yoga yapıyor ve her öğleden sonra beş kilometre yürüyüş yaparak sağlığını koruyor. İşine yoğunlaşmak yerine, daha çok görev devrediyor ve çalışma saatlerini kısaltıyor. Kan basıncı normal seviyelere indi ve gözlük kullanmak dışında felcin kalıcı etkileri kalmadı.

Bu deneyim, hayatında bir dönüm noktası oldu. İş dünyasında daha değerli şeylerin olduğunu anladı ve işin her şey olmadığını idrak etti. Yakın zamanda, bir e-posta aldığında, artık iş stresiyle değil, sağlığı ve yaşamı ön planda tutarak, mesai saatleri dışında yanıtlamamayı tercih etti.

Özetle, sağlığın, ailenin ve kişisel hayatın işten daha önemli olduğunu kabul etti. Bu, ona hayatı yeniden düzenleme fırsatı verdi ve başarılı olmanın, sürekli olarak daha fazlası için bir bedel ödemek anlamına gelmediğini öğretti.


